Ellerimde Bir Göztaşı

Loading...

Ellerimde bir göztaşı, gözlerim boş gidiyordum. Ne bileyim, bir damlanın böyle deniz olduğunu. Şaştım, mavi bir fal gibi açılınca önümde. Giritli bir ölümüm varmış, bir balıkçı fitil gibi. Patlayacakmış avucunda otuz çubuklu gençliğim, üç günde mi desem, üç gökte, üç kulaçta mı? Ben ki, o camgöbeği çiçekler açan ağaç, kırılmaz bardaklar gibi tuzla buz olacakmış.

Ne zaman boğulsam böyle yosun kokuyordu ışık, sabahçı kahvelerde bir çiroz ötüyordu ve dalgalarımı geçen o deniz şoförleri. Böyle uyur düşlere bindirmiş gemiler, uyuklar gibi üstünde mermer masaların, bir tahta parçasıydım, Osmanlı bir kazadan kalmış. Yüzüyordum, İslam kaptanın ahşap ayağında, öbür tahtalara öbür insanlara doğru. Cumhurdu mürekkep balığı, simsiyah yüzüyordum. Ne bileyim, bir korkunun böyle destan olduğunu. Ağardım, nişanlayınca gece ve yavrulayan yalnızlık ya da ilk insanın doğduğu, öldüğü dağdı Moby Dick.

Nefes aldıkça filbahriler köpürüyordu sulardan, çanlar çalıyor kulaklarımda, yunuslar yarışıyordu. Alyuvarlar, dolkuşları ve rüzgar midyeleri. Dedim, dünya gibi bulut yok dünya üstünde, ellerimde bir göztaşı, gözlerim boş gidiyordum. Ne bileyim, bir türkünün böyle Veysel olduğunu. Açıldım, çıkmaz bir sokak gibi, kapanınca denizde.

Can Yücel

Loading...

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*